ARÇELİK KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI VE İŞLENMESİ MÜŞTERİ AYDINLATMA METNİ

Kapat X
Detay

Bu yıl mutfaktan neler öğrendik?

Mutfak evin kalbi, hep en sıcak, hep en güzel kokan yeri. Bizi iyileştiren, sevdiklerimizle bir araya toplayan, ocağın başı mutfak. Mart ayında evlere girdiğimizden beri, bunu belki de yeniden anladık. Gelin, bize bu çok şey öğreten aylarda, bir de mutfaktan neler öğrendiğimizi hatırlayalım.

Geri dönüp baktığımızda, bu dönemin bize kattıklarını hiç unutamayacağız. Çok sıkıldığımızı hissettiğimiz anlar da oldu, o sıkıntıdan bir şeyler öğrendiğimiz günler de. Giderek büyüyen bir ekşi maya ekmek balonunun içindeyken belki göremedik ama, sadece mutfakta bile çok şey öğrendik. Hayat boyu yanımızda kalacak şeyler üstelik. Gelin biraz yakından bakalım.

Mutfakla tanışma

Sadece ilk kez ekmek yapanlar değil, onlara da geleceğiz. Mutfağa ilk kez girenler oldu bu dönemde. Hayatında gerçekten ilk kez soğan doğrayanlar, bir çorba pişirmeyi deneyenler, bir sebze yemeğini ilk kez pişirenler. Özellikle de yalnız yaşayanlardan bahsediyoruz elbette. Türkiye’de nüfusun yaklaşık yüzde 17’si yalnız yaşıyor. Mecbur değilseniz, evde sürekli yemek pişmez. Dışarıdan bir şeyler söyleyiverirsiniz. Haliniz yoktur, sofra kurmak istemezsiniz. Eve ilk girdiğimiz günlerde, dışarıdan hiç yemek söylememeyi ilk kez deneyimledik. Ve her şey böyle değişti. Bir tarifi okumanın, tutturmanın, ölçmenin, göz kararının önemini anladık. Yıldığımız da oldu. Olmadığı da, tam tersi başardığımız da oldu. Ama pişirmeye devam ettik. Mutfağın bize ne kadar iyi geldiğini başka türlü anlayamazdık. Şimdi karnımız acıktığında, elimize telefonu almak yerine, mutfağa gidiyoruz. Bu, hayat boyu böyle olacak.

Çocuk olan evlerde yemek pişirmek günün önemli bir parçası. Her gün yemek yapmanın, planlamanın ne kadar zor olduğunu bu dönemde fark ettik, özellikle de yalnız yaşayanlar… Ancak, insanın kendisine özenip, sofra kurması, bu dönemi atlatırken belki de kendimizi iyi hissetmek için en iyi çözümlerden biriydi. Üşenmeden, nasılsa tek başımayım demeden. Bazılarımız mutfağa ilk kez girerken, bazıları hep mutfaktaydı ama hep yapmak istediği ama cesaret edemediği bir yemeği denedi. İlk kez sufle yapanlar da oldu, ekmek de. Ekmeğinin mayasını bile kendi yapanlar vardı. İlk kez turşu kuranlar da vardı, reçel yapanlar da.

Sabır

Turşu, ekmek, pilav, kek ya da reçel… Evet hepsinin kesin formülleri var, ama bazen her şey yolunda gitse de olmaz. Aynı hayat gibi… Bazen başaramadık. Ama denemeye devam ettik. O ünlü sözdeki gibi, yine dene, yine yanıl.

Mutfakta öğrenip hayata taşıdığımız en önemli şey belki de sabır. Daha önce turşu kuranlar bilir, oldu mu, olmadı mı? Sonu hep sürprizli. Beklemeyi öğrendik en çok da düşününce. Kendi ekşi mayasını besleyenler, yoğurt yapmayı deneyenler, sabahı bekleyemeyecek gibi hissetti kendini, ama mutfağın sürprizlerinin en iyi tarafı bu. Kendini her sonuca hazırlamayı öğrenmek ve asla pes etmemek. En sonunda o çilek reçelini tam kıvamında yapmayı başardığınızda, yazın evde neden hep çilek reçeli kokuyormuş öğrendik. Sırf o koku için reçel yapmayı öğrenmeye değer.

Annemizin yemekleri

Yanlış yapmak da öğretici, becerememek de. Ama hiçbiri dünyanın sonu değil. Neyi yanlış yaptığınızı anladığınızda, bir sonraki deneme her zaman kusursuz oluyor. Bir tek şeyde, başarısız olacağımız neredeyse kesin… Yaptığımız yemek annemizin yaptığına benzemeyecek. Ama, bir de bakıyorsunuz, yaptığınız yemek, annenizinkine benzemese de yine de lezzetli. Hep aynı şekilde yapılan bir yemeğe yeni bir bakış açısı katmayı, Ruhun Doysun bölümlerinde görmüştük. Zaman zaman gelenekleri esnetmek gerekiyor. İşte burada, iki evin arasındaki köprü o değişen tarifler oluyor.

Ruhunu doyurmak…

Dolaptaki bizden ayrı yaşamı genelde, bir şeyler yolunda gitmediğinde fark ederiz. O limon bize isyan etmiş, bir yüzünü yeşile döndürmeye başlamıştır bile. Dehşetle dolabın arkalarını karıştırdığınızda, bir ara yaparım diye aldığınız yoğurtla karşılaşırsınız. Ya da sararmış bir maydanoz demetiyle. Bunun yolu, dolabı bir sistemle düzenlemek. Ruhun Doysun’da Buzdolabı Kuralları diye bir yazı var. Buzdolabını bir daha küflü bir limonla karşılaşmamak için düzenlerken, elinizin altında olmalı.

Dolaptakilere yeni bir bakış

Ruhun Doysun’la belki de en çok konuştuğumuz şeylerden bir tanesi de, dolaptakileri değerlendirmek. Biliyoruz ki, dünyada üretilen gıdanın üçte biri her yıl çöpe gidiyor. Gıda israfına engel olmanın yeteri kadar almayı öğrenmekten sonraki çözümü de, elbette gıdayı değerlendirmek… Bu dönemde, özellikle evden çıkamadığımızda, sadece evde olan malzemelerden bir tarif uydurmak zorunda kaldık. Kalan tek havuç, bir tek kereviz, bir tanecik portakal ya da kararan bir muz. Besleyici bir çorba, birkaç kurabiye, kalan keklerden tatlılar. Bu yaratıcılık, çaresizlikten çareler çıkarmayı öğretiyor bize. İlle de stoklamak şart değil, o bir tanecik yumurta bir öğünü kurtarabiliyor. Mutfaktan aldığımız en önemli derslerden birisi de, malzemeleri birbirinin yerine koymak, bir çaresini bulmak yani…

Ekmek

Ve elbette ilk kez hamura dokunanlar, ekmek yapanlar. Ekmekle kalmayıp pizza yapanlar. Ekmek yapmanın, özellikle de fırında bir şeyler pişirmenin, anksiyeteye iyi geldiği bilimsel olarak kanıtlandı. Çünkü ellerimiz hamurluyken, telefonumuza ya da bilgisayarımıza bakamıyoruz malum… Bu dönemde en çok konuşulan tabirlerden mindfulness da tam da bununla ilgili. Mutfakta bir şeyler doğrarken, hamur yoğururken, orada o anda kalmak zorundayız. Bu da bizim stresle daha kolay baş etmemiz sağlıyor.

Mutfakta eşitlik

Cemre Torun ile Hülya Ekşigil’in söyleşisini izlediyseniz aklınızda kalmış olmalı. Kadınların ev işlerinde, yemek işlerinde yükü hep ağır. Pandemi dönemi daha da ağırlaştı. İşleri bölüşmeyi, hayatı paylaşmayı mutfağa taşımayı da öğrendik. Kadınları mutfakta yalnız bırakmamayı önce çocuklara sonra evdekilere öğretmenin yollarını aramak zorunda olduğumuzu düşündük.

Bize kalanlar

Sevdiklerimizle oturduğumuz sofraların ne kadar keyifli olduğunu yeniden anladık. Yeniden o kalabalık masalarda buluşuncaya dek, bu öğrendiklerimiz bize kalacak.


Sinem Dönmez

Yazı yazmaya Cumhuriyet Hafta Sonu ve Pazar eklerinde başladı. Marie Claire Türkiye’de devam etti. Radikal, Birgün, Cumhuriyet Sokak, Glamour, Vogue, Diken, Posta Kitap’a yazılar yazdı. Yazmaya devam ediyor.

Size daha iyi hizmet sunabilmek için sitemizde çerezler kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamıza izin vermiş oluyorsunuz.