Dünyadan — 05.03.2019

DOĞAYI ANLAMAK

Farklı kültürlerde havayı tahmin etmek, mevsimleri açıklamak, fırtınayı, yağmuru, rüzgarı önceden koklamak, kısaca doğayı anlamak için kullanılan birbirinden ilginç gelenek ve inanış var. Her sene Şubat sonu, Mart başı düşen ve baharın habercisi olduğuna inanılan cemre gibi.

İnsanlar tarih boyunca havayı merak etmişler. Hayatlarını doğrudan etkileyen hava olaylarını, meteorolojiyi tahmin etmeye çalışmış, belki de kendilerinden çok daha büyük olan doğayı bu şekilde kontrol etmeye çabalamışlar. Bunu bilimle yapmaya başlamadan önce yağmuru, rüzgarı, fırtınayı, mevsimleri, hatta gökkuşağını farklı inançlarla açıklamışlar. Dünyanın ritmini tanrılarla, gözle görülmeyen güçlerle ölçmüşler. Bu inanışlardan bazıları bugün hala kullanımda ve işe yarıyor; bazıları ise artık masallarda yaşıyor.

Dünyada doğa ile iç içe yaşayan tüm halkların doğa olayları için ayrıntılı açıklamalar kullandıklarını görüyoruz. Yaşamları tamamen doğaya bağlı olduğu için seçtikleri kelimeler bile bizim kullandıklarımızdan çok daha ince ayarlı. Örneğin, Norveç’te bütün yıl ren geyiği çobanlığı yapan Sami halkı bizim tek bir kelimeyle anlattığımız “kar” kelimesi yerine tam 180 tane kelime kullanıyor! Her birinin farklı bir anlamı ve önemi var hayatlarında. Kanada’daki İnuit halkının kar için 53 kelimesi var. Bunlardan biri kızağı hazırlamak için kullanılan sulu kar, bir başkası tuzu andıran kar olabiliyor.

Kamp yapan, denize açılan, dağa tırmanan, kısaca doğada zaman geçirenler bilir; havayı yakından takip etmek gerekir. Yoksa işler çok ters gidebilir. Bugünlerde bir telefonla yapabildiğimiz hava takibi eskiden bu kadar kolay değildi. Üstelik, hayatın ta kendisi, insanların, hayvanların varoluşu, fırtınaya, yağmura, sıcağa, mevsimlere bağlıydı. Doğayla iletişimde olmak, onu anlamak, havayı “koklamak” şarttı. Doğanın her hareketi anlamlıydı.

Avustralya’da doğa ile bir bütün olarak yaşayan Aborijinler, hala hava tahminlerini bitkileri ve hayvanları gözlemleyerek yapıyorlar. Arkasında 50 bin yıldır nesilden nesle aktarılan bilgiler var. Bunun değerini bilim adamları bile anlamış durumda, artık hepsini belgeliyorlar. Örneğin, Aborijinlere göre brolga kuşunun gelişi yağmur mevsimini işaret ediyor; ökaliptus ağacı çiçek açarsa rüzgarlar güneydoğudan esmeye başlayacak ve kuru mevsim gelecek anlamına geliyor. 

Amerika ve Kanada’nın bazı bölgelerinde kutlanan “Groundhog Day” ise her sene hava tahminini bir köstebeğe bırakır. 2 Şubat’ta kutlanan günde, köstebek yuvasından çıkıp ortalıkta dolaşırsa bahar erken gelecek; hemen yuvasına geri dönerse kış 6 hafta daha sürecek demektir. Elbette bugün kimse bu geleneği fazla ciddiye almaz ve arkasında bilimsel bir açıklama aramaz. Köstebek günü daha çok bir festival gibi yaşanır, sonuç ne olursa olsun kutlamalar yapılır.

Bazen de havayı anlamak için gökyüzüne bakılıyor. Örneğin Peru’daki inanışa göre Ekim-Mayıs arası yağan yağmur miktarı Haziran’da yıldızların parlaklığından anlaşılıyor. Yıldızlar ne kadar parlaksa, yağmurların da o kadar şiddetli olduğuna inanılıyor.

Biraz da mitoloji. Bilimsel açıklamalardan, gözlemlerden önce insanlar anlayamadıkları hava durumlarını mitolojik güçlerle açıklamış. İsveç’te mitoloji bugün hala kültürün bir parçası. Örneğin, gök gürültüsünden korkan çocuklara gök gürültüsü tanrısı Thor’un hikayeleri anlatılır. Belki de bu şekilde çocukların daha az korkacağı ümit edilir. Yunan mitolojisine göre ise gökkuşağına İris adlı bir tanrıça sebep olurmuş. Tanrılar ve insanlar arasında elçi olan İris, rengarenk parıltılı bir kıyafet giyer, gidip gelirken de ışığını dünyaya yansıtırmış. Bugün renkli pırıltı anlamına gelen “iridescence” kelimesi de buradan geliyor.

“Cemre Düştü”

Anadolu’da da halen geçerli olan bir takım inançlar var. Bunlardan en yaygın olanı cemre düşmesi. Her sene Şubat ayının son haftasından başlayarak “cemre düştü” diyoruz. Peki, cemre düşmesi tam olarak ne demek?

Cemre, Arapça “ateş”, “kor” anlamına geliyor. Türkçede ise her yıl Şubat ayı sonunda başlayan, önce havaya, sonra suya, son olarak da toprağa düştüğü kabul edilen bir işaret, ateş, ışık, sıcaklık yumağı cemre. Baharın ilk müjdecisi. Her ne kadar Arapça anlamı mantıklı olsa da, cemre kelimesinin Türk ve Altay mitolojisinde kullanılan imre/ imere/ emere kelimelerine dayalı olduğu da söyleniyor.

Cemre düşmesi kültüre o kadar yerleşmiş ki hava raporunda bile bahsedilir, “Saatli Maarif Takvimi”nde karşımıza çıkar. Takvime göre birinci cemre 19–20 Şubat’ta havaya düşer, ikinci cemre 26-27 Şubatta suya düşer, en son düşen üçüncü cemre ise 5-6 Mart’ta toprağa düşer. Nereden düşer, nasıl düşer bilinmez ama yukarıdan inen bir güç olduğuna inanılır. Genelde her düşen cemre ile hava sıcaklığı artar, cemrelerin arasında ise hava sıcaklığında ufak bir düşüş görülür. Ancak son yıllarda iklim değişikliği yüzünden cemrelerin düştüğü haftalarda bahar değil tam tersi kar kış da görülebiliyor.

Cemre düşmesi şehirde yaşayanlar için havanın ısınması, kaloriferlerin sönmesi, montların incelmesi demek olabilir. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar içinse farklı bir anlamı var. Cemre düşmesi, toprağın işlenmeye başlanması, hayvanların otlaklara kavuşması anlamına geliyor. Anadolu’da yaşayan Yörüklerin kültüründe önemli bir yeri var cemrenin. İlk cemre düşmesiyle birlikte baharın gelişini kutlar, kaval çalıp, türkü söyler göçebe halk.

Cemreler düştükçe çiçekler açar, dereler akar, doğa yavaş yavaş kış uykusundan uyanır. Sıcaklık yumağı hem doğayı hem bizi ısıtır.

Doğadan her geçen gün koptuğumuz ve yakınlaşmayı arzuladığımız günümüzde böyle bir inanış olması ne güzel. İlkbaharla birlikte doğanın minicik işaretlerini farketmek, onu anlamaya çalışmak için iyi bir başlangıç, öyle değil mi?