Detay — 21.10.2018

MİNİMAL EV

Az eşya istiyoruz ama bir türlü bırakamıyoruz. İşin nasılından önce nedenlerine bakalım.

Hepimiz az eşyalı, sakin evlerde yaşamak istiyoruz. Fazla eşyanın hayatımızı gereksiz kalabalıklaştırdığını, boşuna toz yarattığını, görsel kargaşaya sebep olduğunu biliyoruz. Araştırmalar fazla eşyayla dolu bir ortamda yaşamanın ve çalışmanın strese yol açtığını, dikkat dağınıklığına sebep olduğunu söylüyor. Kalabalık ortam daha fazla yememize bile sebep oluyor. Cornell Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada dağınık ve kaotik bir mutfakta daha fazla yediğimiz bulunmuş örneğin.

Hayalini kurduğumuz evler eskilere göre bomboş sayılabilir.  Ne büfe dolusu biblo var, ne de oradan buradan toplanmış ıvır zıvır. Minimal bir evin peşindeyiz, az ve öz eşya ol an. Kalabalık yapmayan.

Elbette esas çözüm baştan az almakta ya da gereksiz almamakta. Gerçekten giyeceğimiz kazağı, okuyacağımız kitabı, kullanacağımız tabağı mı alıyoruz, yoksa biriktirdikçe biriktiriyor muyuz? Hele uzun yıllar aynı evde yaşadıysanız, o hayalini kurduğunuz minimal evden bir hayli uzak olabilirsiniz.

Biliyorum ama yapamıyorum diyorsanız, önce sebeplerinden başlayalım. Neden veremiyoruz, atamıyoruz, kullanmasak da neden bir türlü bırakamıyoruz?

Suçluluk duygusu

Banyonuzda iki yıldır duran o krem ya da heyecanla aldığınız ama iki kere giyip  unuttuğunuz o kırmızı etek. Para harcadınız, zaman harcadınız, belki de birinin hediyesi. Sebebi her neyse, bırakamamanızın bir sebebi suçluluk duygusu olabilir. İşin kötüsü, saklayıp kullanmamak tam tersi bu duyguyu arttırır. Halbuki kullanacak birine vererek hem ondan hem de suçluluk duygusundan kurtulabilirsiniz.

Ufak adımlar

Eğer evinizde çok eşya birikmişse, tenhalaştırmak için birkaç güne ihtiyacınız var gibi hissedebilirsiniz. Doğru, en güzeli kapanıp hepsini birden halletmek. Ancak o birkaç günlük boş zaman hiç bir zaman gelmeyebilir. O yüzden ufak adımlarla başlayın. Bir dolap, bir kutu, bugün fotoğrafları ayıklayın, yarın çocukların sakladığınız eşyalarını. Günde 15 dakika bile yeterli. Zamanla o tenhalığa kavuşacaksınız, söz!

Duygusal bağ

Bırakamamanın arkasındaki en büyük neden belki de eşyalarla kurduğumuz bağ ve onlara bağladığımız anlam. Bizim için anısı olan bir kazağı ne kadar giymesek de vermek zor. Ancak şunu unutmamak gerek; o eşyayı bırakırken, beraberinde getirdiği hatırayı bırakmıyoruz aslında. O hatıra eşya olmadan da bizimle. Aralarında “yok bırakamam” dediklerinizi bir kutuya sığdırmayı ya da sergilemeyi de deneyebilirsiniz.

Ya ilerde ihtiyacım olursa?

Bu soru da bizi bırakmaktan alıkoyan sebeplerden biri. Ya ihtiyacım olursa? Olmaz. Son iki senedir kullanmadıysanız, ilerde kullanma ihtimaliniz de az. Eğer şüpheleriniz varsa, dolabınızın görünür bir yerine koyun, sürekli gözünüzün önünde olsun ve kullanmayı deneyin. Eğer yine de kullanmıyorsanız, belli ki ayrılma vakti gelmiş.

Dolaplarınızı tanıyın

Ne yazık ki evlerde zamanla biriken eşyaların bir kısmı bir yerde, bir kısmı başka yerde durabiliyor. Bazıları yazlıklar, bazıları kışlıklar arasında duruyorsa kaç tane beyaz gömleğiniz olduğunu bilemezsiniz. Hepsini mutfak tezgahınızın, yatağınızın üzerine yığın ve ayıklayın. Belki üç ayrı çay süzgeciniz, gerekenden çok daha fazla beyaz gömleğiniz var ama farkında bile değilsiniz. Bilseniz, o üçüncü süzgeci vermeniz daha kolay olabilir. Bırakmaya başlamadan önce nerede ne olduğunu öğrenmekte yarar var.

Size daha iyi hizmet sunabilmek için sitemizde çerezler kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamıza izin vermiş oluyorsunuz.