Uzman — 27.09.2017

DOĞAYA YAKIN

Ruhun Doysun, Mehmet Gürs’ün kaleminden…

Temelinde bazı konulara kafa patlatanlar, bir derdi olanlar, bu konuları anlatmak, başkalarına aktarmak ister. Yoksa bu bilgiler yok olur gider. Uzun zamandır tekrar bir program yapmayı düşünüyordum. Ve bu kadar sene sonra yine aktarılacak çok işin olduğunu gördüm. Bilgiler biriktikçe sadece lokantalarımız ve konuşmacı olarak katıldığım konferanslar yetmemeye başladı. Yıllardır sürekli aktarmaya çalıştığım fikirleri, ki bunlar temelinde yaşadığımız dünyaya sahip çıkmakla başlıyor, Ruhun Doysun projesi ile çok daha geniş bir kitleye aktarabileceğimi düşündüm.

Dünyanın dört köşesinde büyük şehirlerde gerçek yaşam gittikçe sıkışmaya başladı. Hele İstanbul gibi bir mega kentte nefes alacak yer azaldı ve bu gidişle daha da azalacak. Köyden kente göç ve sonrasında çoğu zaman sefil bir hayat var. Milyonlarca şehirli insan günlük rutinlere sıkışmış ve mutsuz. Evden işe, işten eve, AVM’ler, pazar günleri düşünmeden yapılan ev alışverişleri, bir önceki pazar alınanların çöpe atılması… Gerçek yemekten kopan şehirliler hiç olmadığı kadar havalı mutfaklarda ne pişireceklerini sorguluyorlar. “Hangi yemeği yemeliyim, hangi diyeti uygulamalıyım, kime inanmalıyım?” gibi sonu olmayan sorular bunlar. Bir taraftan hiç olmadığı kadar üretiliyor ve satın alınıyor, diğer taraftan açlıktan ölen insanlar var. Bir tarafta çöpe giden sonsuz yemek, diğer tarafta yerden buğday tanesini toplayıp yiyen çocuklar. Balık stokları tükenmek üzere. Üçgen merkezin tam ortasında oturmasına rağmen Türkiye’deki biyoçeşitlilik ürkütücü bir süratle yok oluyor. Şuursuz tüketimden dolayı Ağustos ayında dünyanın verdiklerini bitiriyoruz. Bu gidişatı durdurmak yetmiyor, geri çevirmemiz şart. Sürdürebilirlik geçmişte kalan bir kavram, artık rejenerasyonu düşünüyor olmamız gerekiyor.

Ruhun Doysun’la programlarda ve web sitesinde, yemeği kullanarak birçok ciddi ve derin konuya giriyoruz, bazı temel “büyük soruları” irdeliyoruz. Tabii ki, ne 30 dakikalık bir program ne de web’deki yazılar bu konuların çok derinlerine inemez, sonuçta ansiklopedi ya da doktora tezi hazırlamıyoruz. Ama belki birilerine ilham verir, cesaret verir. Umarım sonucunda biraz soru sordurur, düşündürür ve tabii ki izleyenleri gerçek yemek yapmak için gaza getirir.

Bu şehirde ve topraklarda yaşayan biri olarak sürekli gözlemlediğim konular bunlar ve herhangi duyarlı bir insan olarak ne yapabileceğimi sürekli sorguladım ve sorgulamaya da devam ediyorum. Yemek istesek de istemesek de hayatımızın merkezinde. Yemeden hayatta kalamayız. Yediklerimiz bizi yaşatır, iyileştirir ya da hasta eder, öldürür. Yediklerimizin nasıl yapıldığı ise dünyamızın geleceğini belirliyor. Tarım, hayvancılık, endüstriyel üretim, fazla tüketim gibi konular hep seçtiğimiz yemeklerin bir sonucu. Her lokmamız ile karar veren bizleriz. Yıllardır devam eden Yeni Anadolu Mutfağı projesi ve sonucunda Mikla’da pişen yemekler, YEDİ konferansında konuştuklarımız, Anadolu’da yaptığımız araştırmalar ve katıldığım konferansların devamı olarak Ruhun Doysun projesi ile her birimizin gerçekten bir fark yaratabileceğini anlatmaya çalışıyorum. Çünkü istediğimiz farkı yaratmak o kadar da zor değil.

Karnımızı doyurmak tabii ki önemli. Peki ya ruhumuz? Hepimizin tercihi farklı, iyi ki de öyle, yoksa ne kadar sıkıcı olurdu! Kelin ilacı olsa başına sürer, mutluluğun ilacı olsa yok satar, ancak ikisi de yok. Bazılarımız duşta bağıra bağıra şarkı söyleyerek, başkaları resim yaparak, ben ise doğaya mümkün olduğu kadar yakın olduğumda mutlu oluyorum. Çocukluğumdan hatırladığım ilkel “hafta sonu evi” hep güzel anılarla dolu. Sanıldığı kadar zor ve pahalı bir şey de değil. Bir tercih meselesi bu. Ama doğaya yakın diye illaki sefil bir iş olmasına da gerek yok. Tasarımın akıllısı bu işi halledebiliyor. Doğru renkler, çizgiler ve malzemeler ile şahane bir iş çıkabiliyor ortaya.

Gerçekten senin için önemli olan ne? Sebzelerini yetiştirmek ve oynaşmak için bir parça toprak mı? Ormanda yürümek mi? Çıplak ayak ile kuma basmak ya da yağmurdan sonra toprağı koklamak mı? Plajda yatıp bir kitap okumak mı? Ufak bir yelkenli ile denize çıkmak mı, ya da sabahları balığa çıkmak için basit bir kayık mı? Tırnakların altlarının kirlenmesi, bir iki tane hafif kesik, kendi yemeğini toplamak ya da yakalamak, kendi ellerinle yaptığını bir şeyi kullanmak… Bunlar hayatımızı karartan sığ tartışmalardan nefes almak için ve gerçekten yaşadığımızı hissetmek için yapabileceklerimizin sadece bazıları.

Şimdi ikinci sezon çekimlerine başlıyoruz. Başladığımızdan beri ben de tekrar ilham almaya, düşünmeye başladım. Sadece Mikla, Numnum, Enzo veya Mürver gibi lokantalar için değil, tekrar günlük ev yemekleri, basit yemekler yapmak ve tabii ki yıllardır kafa patlattığım konuları açık açık konuşmak iyi geliyor.

“Ruhun Doysun”, yemeğin etrafında dolaşan bir hareket aslında. Umarım az da olsa düşündürür, ilham verir, farkındalık yaratır…

Size daha iyi hizmet sunabilmek için sitemizde çerezler kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamıza izin vermiş oluyorsunuz.