Detay — 29.11.2017

ZANAAT DEVRİMİ

İster el yapımı deyin, ister artizan… Bazılarına göre zanaate olan ilgi bir akımın ötesinde; söz konusu olan bir devrim…

El yapımı sabun, seramik, cam, bira, ekmek, çikolata… Her geçen gün, seri üretim olarak bildiğimiz bu ürünlerin el yapımı hallerine daha sık rastlıyoruz. En güzel örnek, 54 milyon kayıtlı üyesiyle birlikte Etsy sitesinin popülerliği. Artizanal gıda ürünleri gıda ekonomisinin en hızlı büyüyen alanlarından biri. Amerika’da bugün tüketilen her biradan biri “craft” yani butik üretim. Nitelikli kahve dükkanı satışları son 15 senede üç katına çıkmış durumda. Sadece yemek dünyasında da değil; zanaat, mimariden müziğe her alanda yükselişte. İşin içine yaratıcılık giren her alanda artık kendinden bahsettiriyor.

Bu elbette bir zamanlar böyleydi. Derken endüstriyelleşme ile birlikte seri üretim, makinaların “el değmeden” ürettiği ve birbirinin aynısı olan ürünler itibar görmeye başladı. Lüks, arkasındaki el emeğinden çok, etiketiyle ölçülür oldu.

Son yıllarda eskiye bir dönüş söz konusu. Bazılarına göre bunun arkasındaki sebep değişen “lüks” anlayışı. Artık lüks tanımının içinde gerçeklik, samimiyet ve anlam var. Elle yapılan, benzersiz olan, yapanın el izini taşıyan ürünler daha kıymetli artık. En iyi restoranlarda da bunu görüyoruz; sadece yemeklerde kullanılan malzemeler değil, özel üretim bıçaklar, birbirine benzemeyen tabaklar kullanılıyor. Hatta bu ürünler üretenin imzasını taşıyor.

İnsanlar artık sadece aldıkları ürünü değil onu üreten kişinin duruşunu, hikayesini, üretim sürecini de önemsiyorlar. El yapımı ürünle birlikte zanaatkarlığa olan ilgi de artıyor. Profesyonel olarak üretenlerin dışında amatör kurslara katılanlar da bir şekilde bu devrimin parçası oluyorlar. Günlük işinin dışında yan iş olarak el yapımı bıçak üretenlerden tutun, evinde ekmek yapıp satanlara kadar giderek büyüyen bir sektör söz konusu.

Zanaatkarlar için sonuç kadar süreç de önemli; ürün kadar onu üretirken yaşananlar. Yeni nesil zanaatkarlar üretmenin aynı zamanda bir öğrenme süreci olduğunu düşünüyorlar. Her seferinde alınan riskler, yaşanan hatalar, bu sürecin bir parçası. Örneğin seramik yapan biri, bu süreçte sabırlı olmayı öğrendiğini söylüyor. Ya da ev yapımı doğal turşu kuran bir başkası her seferinde değişebilen sonuç karşısında kontrolü bırakmayı öğreniyor. Zanaatkarlar yaptıkları işe ellerini ve ruhlarını katıyorlar.

Elle yapılan bir tabağa bakıp kenarlarında yamukluk bulabilirsiniz. Butik üretim bir paket çikolata daha önce yediklerinize benzemeyebilir. El yapımı bir ürünün fiyat etiketi de genelde şaşırtıcı derecede yüksek olabiliyor. Ancak hammadde dışında, arkasındaki emek, sabır ve itinayı düşünürsek, bu gayet normal değil mi? Ayrıca benzersiz olması, o yamuğun sadece o tabağa, o lezzetin sadece o çikolataya özgü olması ne kadar kıymetli, ne kadar özel.

Leonard Cohen bir şarkısında, “Bir çatlak var her şeyde. Işık böyle sızıyor içeriye” der. Belki de el yapımı ürünlerin verdiği en büyük keyiflerden biri bu: çatlaklar arasındaki ışığı görebilmek.

Size daha iyi hizmet sunabilmek için sitemizde çerezler kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamıza izin vermiş oluyorsunuz.