Dünyadan — 17.01.2019

GIDALARIN KARBON AYAK İZİ

Bu yazıyı 2 dakika 30 saniyede okuyabilirsiniz.

Yediğimiz her gıdanın sadece bizim değil, dünya üzerinde de etkisi var. Gıdaların karbon ayak izini son araştırmalar doğrultusunda inceledik.

Oxford Üniversitesi araştırmacısı Joseph Poore, İsviçre Tarım Araştırma Enstitüsü ile birlikte 5 yıl boyunca en çok tükettiğimiz 40 gıda türünün çevreye karşı olan etkisini araştırdı. Haziran ayında açıklanan sonuçlar büyük etki yarattı. Sonuçlara istinaden şu an dünyada gıdanın karbon ayak izini azaltmak üzere birçok yeni uygulama yürürlüğe giriyor.

Açıklanan rapora göre dünya nüfusunun sebze odaklı bir beslenme türüne geçmesi ile birlikte tarım arazisi ihtiyacımız %76 azalabilir. Ortalama %73 oranında daha az karbon emisyonu gerçekleşip, daha az suya ihtiyacımız olabilir. Böylece denizler daha az kirlenebilir, dünyadaki yağmur ormanlarını ve tarım arazilerini doğaya yeniden kazandırabiliriz. Hatta soyu tükenmekte olan canlıların üremesine ve doğal ortamlarında yaşamalarına da yardımcı olabiliriz.

Fakat hepimizin bildiği gibi dünyadaki beslenme şeklini bir anda tamamen değiştirmek mümkün değil. Daha gerçekçi bir senaryoyu incelersek, insanlar tükettikleri eti yarıya indirir, kullandıkları rafine yağ, şeker, alkol gibi ürünleri de %20 azaltırlarsa, tarım arazilerini %43 oranında kurtarabiliyoruz.

Araştırmanın bir başka ilgi çeken sonucu da hayvancılıkta birçok farklı etken devreye girdiği için üretim yollarına bağlı olarak karbon ayak izi hesaplamasının değişken olması. Araştırmalara göre akıllı teknolojiler kullanan üreticiler, çevreye çok daha az zarar verebiliyor. Hayvanların bakımı sürecinde meralarda kullanılan su; kapsadıkları arazi alanı; hayvanların yedikleri gıdaların üretiminde kullanılan su ve enerji; ineklerin çıkardıkları yüksek oranda metan gazı gibi birçok farklı etken bu rakamların hesaplanması için kullanılıyor. Durum böyle olunca teknolojik sistemler kullanan meraların karbon ayak izi daha düşük oluyor. Bu yüzden araştırmacılar üreticileri yüksek ve düşük etkili olarak ikiye ayırmış. Üreticilerin karbon ayak izini azaltmak için akıllı tarım ve teknoloji sistemlerini kullanmaları gerekiyor. Joseph Poore devletlerin bu konuda vergi desteği vermesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Et ve peynir üretimi tarım karbon emisyonunun %60’ını oluşturuyor. Yapılan sıralamaya göre, kuzu eti, dana eti ve peynir dünyaya en çok etkisi olan ilk 3 ürün. Çiftlik somonu, teneke ton balığı da karbon emisyonu en yüksek ilk 7 ürün arasında. Yumurta, karbon emisyonu en düşük hayvansal gıda olarak ilgi çekiyor. Genellikle daha yakın yerlerden geldiği ve tavuk yetiştiriciliğinde diğer hayvanlara göre daha az enerji harcanmasından ötürü, doğaya zararı da daha az oluyor.

Son dönemlerde bazıları milyar dolarlık pazarı olan bitkisel sütlerin de dünyaya aynı şekilde zarar verdiğini savunuyor. 1 litre inek sütü yaklaşık 1016 litre su kullanılarak üretiliyor. 1 litre badem sütü için ise 384 litre su gerekiyor. Bunu düşündüğümüz zaman badem sütünün çok daha sürdürülebilir olduğunu düşünebiliriz ama marketlerimizdeki badem sütlerini nereden geliyor ve hangi bademler kullanılıyor? Eğer Türkiye’de yaşayıp Kaliforniya bademleri ile üretilen ve uzun yollardan bize gelen badem sütünü tüketiyorsak, aslında inek sütü kadar çevreye zarar veriyoruz. Yaptığımız seçimlerde tükettiğimiz gıdaların cinsinin ve nasıl üretildiğinin yanı sıra nereden geldiğine de bakmamız gerekiyor.

Önümüzdeki yıllarda marketlerden satın aldığımız ürünlerin üzerinde besin değeri etiketinin yanında karbon ayak izinin hesaplanarak numaralandığı karbon etiketleri de göreceğiz. O zamana kadar işe tükettiğimiz gıdaların karbon ayak izini öğrenerek başlayabiliriz. Başka neler yapabiliriz?

  • Et tüketimimizi azaltabiliriz.
  • Yerel ürünleri seçebiliriz.
  • Organik tarım %30 daha az enerji gerektirdiğinden organik ürünleri tercih edebiliriz.
  • Kendi gıdamızı kendimiz üretebiliriz. Balkonumuzda ya da bahçemizde yetiştirdiklerimiz bize tamamen yetmese de karbon ayak izimizi azaltmamıza yardımcı olur.

Tuğçe Ergun

Ekonomi ve girişimcilik okuyan ve daha sonra bu alanlarda çalışan Tuğçe Ergun, yaşadığı bir rahatsızlık sonucunda beslenme ve sağlık arasındaki ilişkiyi araştırmaya başladı. Cornell Üniversitesi’nden bitki bazlı beslenme üzerine eğitim aldıktan sonra OCHI adlı sağlıklı atıştırmalık markasını kurdu (@ochifood). Gıdanın ve doğanın iyileştirici gücü ile ilgili ilham almaya ve vermeye devam ediyor.